İsmail Tetikci

İsmail Tetikci’nin resimlerinde insana dair olan ve o insanın içinde yaşadığı dünya/doğa resmedilmektedir. Yaşamına ve yaşadığı yerlere dair bilgisiyle anlamlandırmaya çalıştığı her şeyi, kendi gördüğü biçimde resmetme çabasındadır. Görülen dünyayı önemser ancak onu olduğu gibi resmetme gayretinde olmaz. Dış doğa izlenimini iç doğasıyla birleştirerek sunmaya çalışır. Bu açıdan bakıldığında doğaya ve insana dair olan resimleri reel dünyanın kopyası olmaktan uzaklaşıp ressamın kavrayış biçimine göre anlamlandırılan tinsel bir kurguya dönüşür.

Anlam onun için resmin genel yapısını belirleyen öncelikli eleman olurken, çoğu zaman yüzeydeki biçimsel kurguya göre düzenlenir. Bazen ‘neresi’? ve ‘ne zaman’? sorusunun karşılığını bulamadığımız bir resmini izlettirirken bazen de çok bildik bir yeri, nesneleri, şehir görüntüsünü ve o görüntü içindeki yalnız bir kişiyi resmeder. İster tek figürlü, ister çok figürlü olsun, bütün resimlerinde yalnızlık duygusu hemen hissedilir. Eserlerinde günümüz kırsal ya da kent yaşamının içe dönük yanı ve yalnızlık hissi verilirken, modernitenin bir eleştirisini yapar. Bu kalabalıklar içindeki insanın yalnızlığını betimleme çabasıdır ayrıca.

Plastik olarak kompozisyon kurgusunu bildik kurallara göre düzenlemenin yanında gerilimi arttırmak için renk ve biçimi ters bir sistemle kullanmayı da dener. Çalışmalarında her ne kadar romantik tavır ağırlıklı olarak görülse de, bir çok dönemle farklı biçimlerde bağ kurar. Tetikçi’nin geçmiş ya da günümüz sanatı ve sanatçılarıyla bağ kurmasındaki amaç aslında ‘kendi olma’ çabasıdır. Ele alınan doğa ve betimlenen figürlerdeki kaygı belirli bir dönem, belirli bir mekan veya belirli bir kişi değil, içinde yaşadığı dünyanın iç çalkantılarını yaşamak ve alımlayıcılara plastik olarak bu ruhu estetize edilmiş bir şekilde yaşatma çabasıdır.

  • “Resimlerinde insan-doğa ve insan-mekan ilişkilerini irdeleyen İsmail Tetikci, yalnızlığın ve umudun betimlendiği sahneleri nesnelleştirir. Bir ışık, bir yol, ya da bir çağrı karanlık dünyadaki umudun ifadesinin görsel halini ortaya koyar. Umut peşinde koşan insanın yalnızlığı ve her şeye rağmen var olmak için gücünü evrene kanıtlama isteği, bu romantik atmosferin sembolik ifadeleridir. Doğanın güçlü atmosfer etkisi içindeki insan, bu atmosferden ayrılmaz olarak betimlenmiş olsa da ve ayrıca onunla uyum içinde görülse de ona boyun eğmediği aşikardır.”1
  • Yaşam yolculuğu içinde yalnızlık, küskünlük ve kırgınlığın yanı sıra devam eden yaşamda umudun hep var olması derin anlamlar içermekte, bu yüzden çoğu kez aykırı bir şekilde, resmin merkezine yerleştirilen ve arkaları izleyiciye dönük olan figürler kullanılmaktadır. Bu şekilde genelleştirilen, biri değil toplumdaki bir birey, adı sanı bilinen belirli bir kişi olmanın ötesinde tanımlanamayanın resmedilmesi hedeflenmektedir. Bu figürlerin içinde yaşadığı doğa, reel bir görüntüden yola çıkılarak konu, anlam ve iç gerekliliklere göre biçimlenen yeni bir dünya teklifine dönüşür. Bu yapılırken yaşadığımız dünya/doğa ve insan sorgulaması yapılmaya çalışılır. Önüne geçemediğimiz ama çoğu zaman gerçekleşemeyen istekler, terk ediliş, yaşanan zaman ve yerle ilgili sıkıntılar, toplumsal değişim ve bu değişime bağlı olarak ortama ve çevreye uyum sağlayamama gibi yaşama ve insana dair bir çok söz, yüzeydeki doğa-insan bahanesiyle görselleştirilmek istenmektedir. Bu eleştirinin yanı sıra her zaman plastik bir öğe ve anlam olarak başlangıçtan beri var olan ancak son döneme doğru iyice belirginleşen ışık resimlerdeki ve yaşamdaki kaybolmayan, kaybolmayacak umudu temsil eder gibidir. Renge dayalı bir açık koyu sistemiyle merkezdeki figür yada figür grupları bazen ön plana çıkarılır bazen etkisizleştirilir. Bütün bu sorgulama ve kurgu yapılırken asıl olan içtenliktir. Abartıdan olabildiğince uzak durulmaya, mümkünse coşku ve haykırışı en gizli biçimde sunmaya çalışılır. Bu şekilde yalın ve sade bir anlatıma ulaşacağına inanılır. Hatta esas konunun ilk bakışta değil ikincil üçüncül planda algılanması istenir. Tıpkı Bruegel’in “İkarus’un Düşüşü” adlı resminde olduğu gibi.
    İsmail Tetikci’nin yerel hikayeler, mitler, yada farklı yaşam öyküleri ilgisini çekmektedir. Bu konuları ele alırken belli bir düzeye kadar gerçekle bağ kurarken konunun tinsel yanıyla da ilgilenir ve bunu yüzeye aktarmaya gayret gösterir. Eski olan konular bugünün gözüyle yeniden biçimlenir bu yüzden her şey bugün ve gerçek gibidir. Ancak Tetikci’nin amacı bu tür eski-yeni ile ilgili değil resmin genelindeki samimi yorumdur. “Poseidon Yorumu” adlı resminde, mitolojik bir karakterin kendi resimsel tavrında yeniden yorumu söz konusudur.
  • İsmail Tetikci, büyük resimlerden önce yaptığı daha küçük boyutlu işlerde yeni bir kompozisyon oluşturma fikriyle hareket etmektedir. Yapılan bu küçük resimler çok defa ön çalışma olmaktan ziyade açık koyusuyla, düzeniyle, kompozisyonuyla küçük boyutlu bir tablo niteliğindedir. Hatta çok defa daha rahat ve diri bir boya kullanımıyla hedeflenen sonuç işe dönüşebilmektedir. Constable’ın doğadan bakarak hızlı bir biçimde yaptığı küçük boyutlu, poşat nitelikli resimlerinde, anlık bir dinamizm ve rahatlık izlenirken atölye ortamında yaptığı resimlerinde, daha mükemmeliyetçi ve rafine bir anlatım hedeflediği gibi İsmail Tetikci’de benzer bir yaklaşımla küçük boyutlu ve büyük boyutlu işlerini oluşturur.